Dijital Esaret ve Kelimelerin İntiharı


​Hepimizin ortak esaret alanı olmaya başladı avuçlarımızın içine sığan o akıllı telefonlar, tabletler... Geçenlerde bir seyahat esnasında uçak koltuklarında oturan yolcuları gözlemledim; istisnasız herkes ya cep telefonuyla uğraşıyor ya da uğraşmaya hazırlanıyordu. Ciddi bir tefekkür kriziyle karşı karşıyayız.

​Eskiden toplu taşıma araçlarında, otobüste, uçakta ya da gemide seyahat ederken yanımızda, karşımızda mutlaka basılı bir kitap okuyan ya da koltuğunun altında bir kitap saklayan birilerine rastlardık. Çoğumuz şahidiz o günlere. Bugün ise insanı bir köle gibi kendisine ram eden o akıllı aletler, bizi hem organize bir cahiller sürüsüne katıyor hem de basbayağı sloganik konuşmaya zorluyor. Artık cümle kurmaya, iki kelimeyi bir araya getirmeye mecalimiz yok. Gençlerin birbirine seslenme edaları "kanka", "hew" ya da anlamı meçhul kaba sözcüklerden ibaret. İnsanlığın ve dünyamızın sürüklendiği bu kültürel aşınmayı düşündükçe, kendi adıma ciddi bir korku ve endişeyle baş başa kalıyorum.

​Binlerce yıllık kültür birikiminin geldiği bu nokta gerçekten çok üzücü. Düşünsenize; yaklaşık beş bin yıl önce Avesta’yı yazan Zerdüşt’ün ahlak öğretileri bugünü görseydi, herhalde büyük bir hicap duyar ve tıpkı Hz. Yunus gibi bırakıp giderdi bu dünyayı. Buda, nefis terbiyesi üzerine öğretilerini yayarken bu çağa denk gelseydi, muhtemelen çekildiği inzivadan insanlar arasına bir daha asla inmezdi. Üç bin yıl önce yaşayan Sokrates bu halimizi görseydi, dili tutulur ve bu günleri görmemek adına Baldıran zehrini mahkeme kararını bile beklemeden kendi elleriyle içerdi.

​Elbette bugünler, geçmişin kültürü ve deneyimi üzerine bina edildi. Ama kimse bize "Her şeyi böyle hızla tüketin" demedi. Ortada çalınan onca emek var ama başımızda, hırsıza karşı durup "Planı, tarifesi bende!" diye seslenecek bir Nasrettin Hoca da yok artık.

​Çünkü çağımız, ne acıdır ki sistemli bir "cahil yetiştirme çağı" haline gelmiştir. Bu kadar muazzam bir bilgi birikimine, milyarlarca basılı ve dijital esere rağmen işin kolayına kaçıp sadece önümüze sunulan sığ bilgiyle yetinmemiz, geçmişimizin mirasına bir ihanet değil midir? İşin en trajik yanı ise, bu derin eksikliğimizi fark edemeyecek kadar uyuşmuş olmamızdır.

​Her sabah uyandığımızda gözlerimizin içine sokulan yapay içerikler, sahte kahramanlıklar, süslü ama içi boş dünyalar... En tehlikelisi de bizim önümüze bir hedef olarak bu sahte yüzlerden biri olma ihtimalinin konulması. "Sen de yapabilirsin, senin neyin eksik?" tantanalarıyla ruhumuz idare ediliyor, yönlendiriliyoruz. Toplumdaki herkes, hedefi belli olmayan, körü körüne ve hızla koşan birer yarış atı haline getiriliyor. Oysa bilmemiz gerekir ki; bu çılgın hıza kapılan atlar, bir noktadan sonra çatlayıp düşecektir. Maddi çıkarlarımız ve günübirlik kaygılarımız bizi dünümüzden ve geleceğimizden koparıyor. Başkası tarafından üretilen şablonların üzerine yeni bir şey ekleyemiyoruz; hayatlarımız ezberletilmiş kurgular üzerine bina ediliyor ve ne acıdır ki bu kölelik binasının tüm ameleliğini de yine bizler yapıyoruz. Projeler hazır taslaklar halinde geliyor, biz sadece boşlukları koca, anlamsız kelimelerle dolduruyoruz.

​İnsanlık tarihinin üzerindeki bu kara lekeyi hep beraber kaldırmak zorundayız. Geleceğe iz bırakacak özgün eserler üreterek, icat ederek geçip gitmeliyiz bu dünyadan. Yüz yıl sonra hatırlanacak bir imzamız yoksa, hayatın boşluğunda beyhude bir malzeme olarak yer aldığımızı unutmamalıyız. Arkamızdan sadece "Doğdu, yaşadı ve öldü" denilmemesi adına; hepimiz bu hayatta ya bir yol açmalı ya bir köprü kurmalı ya da o köprüden geçenlere asla engel olmamalıyız.

​Yine de ümitsiz değilim. Tarih şahittir ki; en ilham verici icatlar hep en zor zamanlarda, o bunalım dönemlerinin mucitleri tarafından meydana getirilmiştir. İnkarın ve karanlığın en koyu olduğu dönemlerde peygamberler, uyarıcılar ve bilge rehberler gelmiştir. Karanlığın en zifiri anından hemen sonra şafağın sökeceğine, sabahın geleceğine dair ümidimi hep diri tutmak ve buna inanmak istiyorum.

​Bu duygu ve düşüncelerle; kalın sağlıcakla.

​Selam ve muhabbetle...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DERİN VADİLERDEN YÜKSEK İDEALLERE...

sumud filosu

MANKURTLUKTAN DİRİLİŞE: KENDİ KERPİCİMİZLE GELECEĞİ İNŞA ETMEK