YAŞLILAR HAFIZAMIZDIR.
"Ah oğul," dedi yaşlı adam ve yutkundu. Bakışları, yanımdaki küçük kızıma takılıp kaldı; derin, çok derin bir yerlere daldı. Sonra yavaşça başını kaldırıp bana baktı ama gözleri aslında çok uzaklardaydı... Bana bakarken kendi geçmişine, gençliğine, evliliğine, o ilk göz ağrısı evladına ve ardından gelen her birine tek tek uğradı. İçli bir "ah" daha çekti; sessizce söylendi. Bir ben dinledim, bir o anlattı; kelimelerle değil, yürekten süzülen o derin hal diliyle... "Ah oğul," dedi ve başladı anlatmaya; her birini, her şeyini... Geçmişin tozlu izlerini bir bende aradı, bir evladımda. "Her şey boş, her şey anlamsız," derken, sanki dünyadaki tüm sevgisini cebindeki o tek bir şekere sığdırmıştı. Çıkarıp minik yavruya uzattığında, eli titriyordu. Bakışları bir sağa, bir sola kayıyordu. Anlamsızdı ama bir o kadar da beklenti dolu... Sanki gelmeyeceğini bildiği birini, bir haberi bekler gibiydi. Ve dudaklarından dökülen son bir "ah" ile...