Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YAŞLILAR HAFIZAMIZDIR.

"Ah oğul," dedi yaşlı adam ve yutkundu. Bakışları, yanımdaki küçük kızıma takılıp kaldı; derin, çok derin bir yerlere daldı. Sonra yavaşça başını kaldırıp bana baktı ama gözleri aslında çok uzaklardaydı...      Bana bakarken kendi geçmişine, gençliğine, evliliğine, o ilk göz ağrısı evladına ve ardından gelen her birine tek tek uğradı. İçli bir "ah" daha çekti; sessizce söylendi. Bir ben dinledim, bir o anlattı; kelimelerle değil, yürekten süzülen o derin hal diliyle...    "Ah oğul," dedi ve başladı anlatmaya; her birini, her şeyini... Geçmişin tozlu izlerini bir bende aradı, bir evladımda. "Her şey boş, her şey anlamsız," derken, sanki dünyadaki tüm sevgisini cebindeki o tek bir şekere sığdırmıştı. Çıkarıp minik yavruya uzattığında, eli titriyordu. Bakışları bir sağa, bir sola kayıyordu. Anlamsızdı ama bir o kadar da beklenti dolu... Sanki gelmeyeceğini bildiği birini, bir haberi bekler gibiydi. Ve dudaklarından dökülen son bir "ah" ile...

YALNIZLIK...

Yalnızlık, insanın içini üşüten amansız bir ayazdır.  Öyle bir ayazdır ki bu; kişi yaz ortasında, bir çölün kalbinde olsa bile kendini bir buzulun üzerinde hisseder.  İnsan, bir selamın sıcaklığına muhtaç kalır; en pejmürde, en garip olandan gelecek bir merhabaya bile...  Dağların zirvesindeki kar gibidir yalnız insan: Ne kışın tadını alabilir ne de yazın keyfini.  Kışın dondurur, yazın ise serinliğine ihtiyaç duyduğu anda eriyip avuçlarından gider. Hayatın hengâmesinde, kalabalıkların varlığından kendini yapayalnız hisseder.  Bu duygu hangi kelimeyle tarif edilebilir ki? İnsan, bazen bir nehrin akışına bırakmak ister kendini; bazen de uçsuz bucaksız dağlara, geri dönmemek üzere öne çıkılan yollara gitmek ister.  Her seferinde "Bismillah" diyerek bir adım atar ama her besmeleyle yine başladığı o ıssız noktaya geri döner. Koca dünyanın tek yalnızı hep kendisiymiş gibi hiseder. Ne sağında ne solunda, o an muhtaç olduğu en küçük bir teselliyi bile bulamaz. Baz...

KİTAPLAR: GÜVENLİ SIĞINAĞIMIZ

​Kitaplar en güzel sığınaktır. İç dünyamıza ses verdiğimizde, sığınmamız gereken en güvenli limanın kitaplar olduğunu anlarız. Kitap okumak; kimi zaman eleştirebileceğimiz, kimi zaman hayran kalacağımız bir yolculuktur. Ve bu, okuyucuya müthiş bir zevk verir. İnsan; sevmenin ve yermenin de bir sınırı olduğunu yine kitaplardan öğrenir.  ​Kitaplar, cehaletimizi her an yüzümüze vurur. Gerçek bir kitap okuru, bildiklerinden dolayı herkesin de aynı şeyleri bildiğini varsayar ve haddini ona göre bilir. Kitap okumak; dünyanın birçok yerini gitmeden görmenin, geçmişe yolculuk yapmadan tarihi öğrenmenin adıdır. Yazılanları ve çizilenleri zahmetsizce keşfetmektir. ​Bugün kitaplar, vitrinlerde yetim ve öksüz bir şekilde okurlarını bekliyor. Bazen o kadar uzun süre bekliyorlar ki sararmış yaprakları, onların sahipsizliğinin birer kanıtı gibi karşımızda duruyor. Koca kitapçıların vitrinlerinde "ağlayan" kitaplar görmek hazin bir durum. Kitapçılar artık günlük ihtiyaçlarını karşılayabil...

EĞİTİMDE GÖNÜLLÜ SEFERBERLİK

  Toplumun en büyük sınavı eğitimde fedakârlıktır.   Toplum olarak bugün en büyük eksikliğimiz, eğitimde "biz" olma ruhunu kaybetmiş olmamızdır. Birçok birey; eğitimi sadece öğretmenlerin ve binaların içine hapsedilmiş bir süreç sanarak, bu sorumluluk alanından elini eteğini çekmiş durumda. Oysa eğitim, toplumsal bir mülkiyet değil, ortak bir emanettir. Ancak hepimiz bu süreci sahiplendiğimizde eğitim kaliteli ve sürdürülebilir hale gelebilir. Artık ilimizden ilçemize, resmi ya da özel fark etmeksizin tüm okullarımızı kendi evimiz gibi görme vaktidir.        Manevi Tefeciliğe Son Vermeliyiz. Yıllarca dillerden düşmeyen o meşhur "Ben çektim, evladım çekmesin" anlayışını artık tarihin çöp sepetine atma vakti geldi. Bu yaklaşım, sadece sorumluluk almaktan kaçan, yolları karanlık ve kendi hatasını göremeyecek kadar küstah bir bilinç yapısına sahip gençler türetmektedir. Geleceğin yöneticilerini, erdemli ve liyakatli insanlarını bu "boşvermişlik" içinden çıkara...