Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

TARİH SÜMER'DE BAŞLAR, SANCISI BİZDE DEVAM EDER...

Gamında boğulduk koca feleğin, Ağırlığında kaldık dünyalık şeleğin. Ne dost kalır ne can, ne de sevdiğin; Sermayeyi taşımaz delikli eleğin. Çok şikâyet ediyor, çok ağlıyor, çok ciddi feryat figan ediyoruz. Aslında bir ceviz kabuğunu doldurmayacak kadar küçük dertlerimizi büyütüyoruz; görmemiz gerekenleri ise görmüyoruz. Karanlığa bir ışık yakmak yerine, hep galiz küfürlerle saldırıyoruz. Mevcut ortamlar çocuklarımızı bizden alıyor; onları başkalaştırıp toplumuna, örfüne, dinine, inancına ve kültürüne yabancı birer birey haline getiriyor. Hepimizin gönlü yaralı, hepimiz kırık bir kalp taşıyoruz; geçmişimizin güzel günlerine bakıp avunuyoruz. Geçmiş tarihlerde de insanlığın benzer ortak sorunlarla uğraştığını görünce, ne kadar yerimizde saydığımıza şahit oluyoruz. İnsanlığın bir arpa boyu yol almadığını, binlerce yıl öncesinden kalan Sümer yazıtlarında bile rastlıyoruz. Sümer tabletlerinde evlatların ebeveynlerine karşı umarsız davranışları anlatılırken insanın kanı donuyor. Samuel Noah ...

MANKURTLUKTAN DİRİLİŞE: KENDİ KERPİCİMİZLE GELECEĞİ İNŞA ETMEK

​Cengiz Aytmatov’un "Mankurt" tanımlamasıyla uyardığı o dipsiz uçurumun kenarındayız. Sezai Karakoç’un, "kendi kerpicini başkasının parlatılmış tuğlasına değişme" ikazına rağmen, bizler uzun zamandır başkalarının inşa ettiği duvarların gölgesinde dinlenmeyi seçtik. Karakoç'un diriliş muştusunu, Cemil Meriç’in "Işık Doğudan Yükselir" hakikatini unutup yüzümüzü sahte parıltılara döndük. ​Ruhsal Hamaliye ve Hazırcılık Kıskacı ​Hayatımızı idame ettirirken üretmek yerine, hep hazır olanın konforuna sığındık. Bu hazırcılık sadece soframızı değil, irademizi de başkalarına teslim etmemize neden oldu. Öyle ki; göğümüzdeki kuştan tarlamızdaki buğdaya, ormanımızdaki ağaçtan toprağımızdaki bitkilere kadar her şeye bizim adımıza başkaları karar veriyor ve uyguluyor. Bizler ise bu büyük tiyatroda, işin sadece "garsoniyesini ve hamaliyesini" icra etmenin dışına çıkamayan figüranlar konumuna düştük. ​Geçmişin Övgüsü mü, Geleceğin İnşası mı? ​Geçmişe...

DERİN VADİLERDEN YÜKSEK İDEALLERE...

Dağ gibiydi o. Hayatı; kendinden emin oluşu ve inandığı değerler kadardı. Hepimize kol kanat gererdi; amcaydı, dayıydı, babaydı ve cemaatine imamdı. Biz hep onun yüzüne bakardık, o ise bize gururla bakardı. Bizi kendinden, kendisini bizden sayardı. Babacan ve müşfik bir insandı. Çileyle Başlayan Yolculuk... Derin vadilerin ortasında, taş ile toprağın kardeş olduğu bir köyde hayata gözlerini açtı. Yokluk ile varlık arasında, uzak köylerde binbir minnet ve mihnetle okudu. Muş’ta İmam Hatip Lisesinde okurken; pansiyonlarda ekmek bulduğunda çorba, çorba bulduğunda kaşık bulamadığı günleri oldu. Ama yılmadı; geleceğini o zor günlerin içindeyken tasavvur etti. Memuriyet hayatına erken yaşta, bir imam hatip olarak başladı. İlk görev yeri, ileride hayatının çınarı olacak olan Diyarbakır'ın Çınar ilçesiydi. Vardı bir bildiği, vardı onun da yüreğinde bir sevdası... Hiç durmadı, hemen yola koyuldu; sağında solunda kim varsa onları da yanına aldı. Mahzun kalmış bir davayı yüceltmek için ömrünü...