Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ADEM'İN OĞLU HABİL GİBİ OL

Bu yazının başlığını; 1931’de Suriye’de doğup 2022’de İstanbul’da hayata gözlerini yuman mütefekkir Cevdet Said ’in, Peygamber Efendimize dayandırılan bir hadisten esinlenerek kaleme aldığı o meşhur kitabından ödünç aldım. Kitapla ilk tanışıklığım, hafızam beni yanıltmıyorsa 1999 senesindeydi. Söz konusu hadisin sahihliği hakkında derin bir teknik bilgim olmasa da zihnimde bıraktığı çağrışım ve kalbimde edindiği yer her zaman çok kıymetli kalmıştı. ​Cevdet Said, Habil ile Kabil’in kıssasında geçen; “Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.” (Mâide, 28) ayetinden yola çıkarak, kardeş kavgasının insanlığın önüne dikildiği o karanlık mecraları muazzam bir şekilde dile getiriyor. ​Aynı anne ve babanın çocukları olan biz insanoğlu; tıpkı Habil ve Kabil gibi her gün kendi aramızda haklı ya da haksız kavgaların içerisinde bocalayıp duruyoruz. Mensubu olduğumuz dinin, “Müminler anc...

Hakikat ve İnsanlık Manifestosu

​Halil Cibran, Kum ve Köpük kitabında şöyle der: "Eğer söylediğin, güzelliğin şarkısı ise çölün ortasında bile dinleyenin olacaktır." Hak ve hakikat genel itibarıyla evrenseldir; bu nedenle söylenen sözlerin hakikati temsil etmesi gerekir. Yeryüzünün karanlığında ışık yakılması, o ışıklar doğrultusunda bir yol ve iz bulunması elzemdir. Söylenilen söylevin, nutkun doğru ve düzgün olması bu yolda yeterli bir başlangıçtır. ​Dünyanın her tarafının kan deryası haline gelmesi, hepimizin sinir uçlarına dokunuyor —ki dokunması gerekir de. Kimi yerlerde insanların başlarına evleri, kimi yerlerde ise dünyaları yıkılıyor. Muktedirler kendi iktidarlarının derdindeyken, mazlumlar acıların hüküm sürdüğü mecralarda bir lokma ekmeğin peşinde geziyor. ​Geçmişin birçok döneminde hep güçlülerin tarihi yazıldı. Mazlumlar ise sadece öldükleri sayı kadar kaldılar ya da o sayıyı bile söyletmediler. İranlı düşünür Ali Şeriati, piramitlerin yanında dizili olan taşlar için: "O gün bile size ...

Batı Yine Aynı Batı: Şef Seattle’dan Bugüne

​Tarih 1854… Kızılderili lider Şef Seattle’ın, Vali Isaac Stevens tarafından sunulan toprak alım teklifine cevaben yazdığı söylenen mektuba göz atıldığı zaman; Batı'nın o günkü vahşetinden hiçbir şey kaybetmediğini, aynı barbarlıkla yoluna devam ettiğini görüyoruz. Şef Seattle’a sunulan, "topraklarını para karşılığında satma" teklifine karşı o çaresiz ama vakur mektubu okuyunca insan şunu düşünmeden edemiyor: Zalim, her devirde aynı zalimdir. ​Aradan yaklaşık iki yüz yıl geçmesine rağmen bugünkü Amerikan devlet başkanı, Grönland’ı kendisine bağlamak istiyor ve oranın üzerinde haklar iddia ediyor. Şef Seattle’ın o günkü ifadesi, bugün de adil idarelerin temel düsturu olmalıdır: ​ "Washington’daki Büyük Şef toprağımızı satın almak istediğini bildiren bir mesaj göndermiş. Gökyüzünü, toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bu fikir bize garip geliyor. Havanın tazeliğine ve suyun parıltısına sahip değilsek, onları bizden nasıl satın alabilirsin...

KENDİ DÜNYAMIZIN DAR ODALARI; BEN VE ÖTEKİLER.

​Günden güne kendimize, ailemize ve çevremize yeni cepheler açıyoruz. Kimi zaman bir selamın esirgenmesini, kimi zaman bir bakışın ağırlığını gerekçe göstererek, insanları kendimize rakip; hatta düşman ilan edebiliyoruz. İki günlük dünya hayatının tek bir gününe onca sıkıntıyı sığdırdığımız yetmezmiş gibi, yarınımızı daha sorunlu hale getirmek için de adeta özel bir gayret sarf ediyoruz. ​Halbuki hayat; bir lokma ekmek, bir yudum su ile idame ettirilebilecek kadar sade. Kinden uzak, dostane bağlar kurma ve güzel anılar biriktirme şansımız varken; zihnimize yüklediğimiz gereksiz düşüncelerin altında ezilmeyi seçiyoruz. ​"Bana Yeni Bir Hayat Lazım" Ama Hangisi? ​"Ben ve hayatım" derken, dışımızdaki dünyayı dışlayan bir tavır takınır olduk. Hani o meşhur şarkıda geçtiği gibi; çoğumuzun diline pelesenk olan o "Bana yeni bir hayat lazım" cümlesi, aslında neyi kasteder? Yeni bir hayat mı, yoksa kaybettiğimiz özümüz mü? (Engin Geçtan, HAYAT) ​"Ben ve öte...

Hakikat ve Modern Karunlar

Hepimiz bir annenin ve bir babanın evladıyız. Kimimiz yetim, kimimiz mazlum, kimimiz ise zalimlerdeniz. Ahlak yoksunları kadar, ahlakı ile ün salanlarımız da var. Suçlu olanların yüzleri kızarmaz; bu yüzden sesleri çok çıkar. Sesleri ile hakikati bastırmaya çalışırlar; tıpkı ezan okunduğu esnada uluyan köpekler gibi... Ama günün sonunda hakikatin sesinin daha gür çıktığını, kalabalıkta sessiz kalanlar yine işitecektir. Pek çok insan; kendisi dışında olan, ulaşamayacağını düşündüğü hazinelere, zenginliklere ve daha nelere imrenir... Kur'an-ı Kerim, hem bu böbürlenmeyi hem de imrenmenin neticelerini Karun kıssası üzerinden çok iyi anlatır:       “Karun: 'Bu servet bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi,' demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helâk etmişti? Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir). Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya haya...